Uzman Klinik Psikolog Ceyda USKAN

Çocuk Odaklı Aile Terapisi

Aile, hem bireysel hem de toplumsal açıdan birçok işlevi olan, en küçük toplumsal kurumdur. Doğumdan itibaren bu en küçük kurumun içinde olan çocuk, ister istemez bu kurumun kuralları ve doğrularında yetişmeye başlar.

Ailenin sahip olduğu işlevler zaman içinde ve toplumdan topluma farklılık göstermektir. Bir toplum için uygun sayılan aile yapısı, diğer toplumda normal dışı olarak değerlendirilebilir. Gerek toplumun, gerekse aileye hizmet sunan profesyonellerin beklentisi, ailenin bu işlevlerini sağlıklı bir biçimde karşılamasıdır. Ailenin bu işlevlerde problem yaşamasıyla birlikte 1990lardan bu yana aile terapileri ciddi anlamda etkinlik göstermeye başlamıştır.

Günümüzde eşler arasında ya da anne-baba ve çocuklar arasındaki çatışma normal sayılmakla birlikte, ruhsal açıdan canlılığın bir işaretidir, yani aile için sağlıklılık belirtisi sayılmaktadır. Birbiriyle tartışmaya enerjilerinin olması, bunları çözmeye de motive olduklarının işareti olabilir. Ailede bir bozukluğun kanıtı olarak görülen şey, üyeler arasında çatışmalar olması değil, aile üyelerinin bu gibi gerilimlere, birbirleriyle çatışmaya girmeden, birbirlerini cezalandırmadan ya da hastalık belirtileri ortaya çıkarmadan dayanıklılık gösterememesi ve çözmede yetersiz kalmasıdır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, çocukta yaşanan uyum bozuklukları, davranış bozuklukları vs. ailedeki bu çatışmanın bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Örneğin anne-babası boşanma evresinde olan küçük bir çocukta gece tuvalet kaçırmalarının artması, ergende okulda uyumsuzlukların başlaması ya da çocukta mide bulantısı, baş ağrısı gibi yakınmaların olması, ailenin yaşanan problemi çözmede yetersiz olmasının kanıtı olabilir.

Çocuk odaklı aile terapisi, kimi yaşamsal problemlerin, aile içinde ele alınmasını ve bu bağlamda çözülmesini öneren, bu nedenle tüm aile üyelerinin katılımıyla ailenin iyilik halini artırmayı hedefleyen terapötik bir müdahale sürecidir. Bu terapi çeşidinde sadece çekirdek aileyle kalmayıp, çocuğun hayatında etkin rol oynayan tüm aile fertleri terapiye davet edilir. Örneğin aynı evde yaşayan ya da alt katta oturan büyük anne-büyük baba, ya da anne veya babanın kardeşleri, terapi odasında bulunması gereken kişilerdendir. Bunun doğruluğu, tedavi sonrası görünürde olan tüm problemli davranışlar düzelse dahi, ev ortamında bir değişikliğin olmamasıyla kısa süre sonra tekrarlanması şeklinde ispatlanabilir. Bir çocuğun hayatının çoğu okulda, ebeveynlerin zamanının çoğu işte geçse dahi, ev ortamının önemi tedavi sonrasında yaşanan problem nüksünde net bir şekilde gözükebilir. Çocukta baş gösteren problemi çözdükten sonra, eve döndüğünde aynı huzursuzluk, engellenme, öfke ya da şiddet gibi negatif durumlar devam ettikçe, terapiler de etkinliğini kısa sürede kaybetmektedir.

Aile terapisinin uygulanmasını gerektiren kimi durumlar şu şekilde belirtilebilir (Sholevar, 1997; Kılıç ve Uslu, 2004):

  • Aile üyeleri arasında açık ve gözlenir bir çatışma varsa,
  • Aile içinde işlevsiz davranışa yol açan örtük problemler varsa (hayalet sorunlar). Hayalet sorunlar çocuğun farkettiği ama ne olduğunu bilmediği durumlardır.
  • Aile içinde birden çok bireyde ruhsal bozukluk söz konusuysa,
  • Aile üyelerinin iletişimi ve birbirini algılamasında kronik ve ciddi sorunlar varsa (projektif identifikasyon, aile üyelerinden birinin günah keçisi, şaklaban, dert dinleyen, güçlü olması gibi)

Aile terapisi, insan davranışına ve psikiyatrik bozukluklara, kişilerarası ilişkiler bağlamından bakmaktadır. Orada anne, baba ya da çocuk yoktur. Anne-baba-çocuk arasındaki iletişim olan dördüncü bir oluşum ve bunun kombinasyonları vardır. Değişim, bireysel düzeyde değil, aile ilişkilerinde yani dördüncü oluşumda gerçekleştirilmekte ve böylelikle yukarıda da açıkladığım gibi tüm ailenin değişeceğine ve işlevselliğine kavuşacağına inanılmaktadır. Bu süreçte amaçlar, ailenin etkileşimini ve dinamiklerini tanımlamak ve patoloji ile ilişkisini keşfetmek; ailenin içsel güçlerini ve işlevsel kaynaklarını harekete geçirmek; uyumsuz aile etkileşimi stillerini yeniden yapılandırmak ve ailenin problem çözme davranışını güçlendirmek şeklinde ifade edilebilir. Bazen evlilik çatışması yaşayan bir ailede, anne baba her tartıştığında çocukta uyumsuz davranışlar ya da somatik belirtiler gözlemlenebilir. Burada yalnızca çocukla ilgilenip "görünürde olan" patolojisiyle ilgilenirsek, iyileşme olsa dahi kısa süreli olacaktır. Burada çocuk ilgiyi kendi üzerine çekerek aile içi dengeyi korumaya çalışmaktadır ve mutlaka aile ilişkilerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Genel Sistemler Kuramı’nın önemli temel kavramları şu şekilde özetlenebilir (Kılıç ve Uslu, 2004):

1. Bütüncüllük: Sistemin bütünü, bireylerinin toplamından fazladır. Bireyler arasındaki ilişkileri de kapsar. Örneğin, 4 kişilik bir aile, bireylere ek olarak her bir bireyin diğerleriyle ilişkilerini de kapsayan 10 birimden oluşmuştur

2. Döngüsel nedensellik: Bir belirtinin, davranışın ya da sorunun bir olay ya da kişi nedeniyle ortaya çıktığını öneren doğrusal nedenselliğin aksine, sistem içinde her bir bireyin diğerlerini etkilediğini ve onlardan etkilendiğini vurgular. Sistem içinde her bir bireyin davranışı, diğer bireylerin davranışlarının hem öncülü hem de sonucudur.

Örneğin, yeme problemi olan bir çocuk, annesinin kendisini yetersiz hissetmesine yol açacaktır. Yetersiz hisseden ve gün boyu çok yorulan anne, hem çocuğa hem eşine karşı gergin ve sinirli davranabilir, eşinden de benzer tepkiler alabilir. Annesinin ve babasının gerginliğini hisseden çocuğun patolojisinin büyümesi beklenen bir sonuçtur.

3. Aile, çevresiyle birlikte evrimleşen dinamik bir sistemdir. Hem içindeki hem de dışındaki gelişmelerden etkilenir ve yaşam döngüsü içinde değişir.

4.Homeostazis: Ailenin iç ve dış değişimlere karşı kendini düzenlemesi ve dengesini korumasıdır. Bu amaçla, bir bireydeki değişim, başka bir bireydeki tamamlayıcı bir değişimle dengelenir. Buna negatif geribildirim denir. Örneğin, ergenlik dönemindeki gencin okula devam etmeme girişimlerine karşı ana baba daha katı kurallar getirebilirler. Bu durumu da dengelemek için, bir bireydeki küçük bir değişim, diğer bireyler tarafından büyütülebilir. Bu da pozitif geribildirimdir. Örneğin, ergenin okul bırakma girişimlerine karşı ana baba yeni çözüm yolları deneyebilirler. Bu durumda sorunlar bazen kontrolden çıkabilir, yararı olmayan çözümler yinelenebilir ya da yapıcı çözümlere ulaşılabilir. Böyle durumlarda, bu problemin çıkış zamanı çok iyi değerlendirilmeli ve aile içi hangi sistemi korumaya yönelik bir girişim olduğu tespit edilmelidir.

5. Sınırlar: Sistem içindeki ilişkileri ve bir ailenin kimliğini belirler. Sisteme dışarıdan girmesine izin verilen bilgi miktarını düzenler. Alt sistemleri birbirinden ayırır. Örneğin anne-baba-çocuktan oluşan bir ailede, aile içi sırlar büyükanne-büyükbabaya iletilirse, veya anne-babanın çocukla ilgili aldığı kararları büyükanne-büyükbaba yıkarsa, sınırlarla ilgili çalışmak gerekir.

6. İletişim: Ailede iletişimin sözel ve sözel olmayan şekilde gerçekleştiği yer ve zamana göre anlamının değişmesidir. Örneğin çocuk annesini oyun oynamaya çağırdığında annenin “Salonu toplayıp geliyorum" demesi, yalnızca durum belirtebileceği gibi, ortalığı çok dağıtan çocuklarına sitem ya da eşine kendisinden başka bir iş istememesi için uyarı niteliği taşıyabilir.

7. Entropi ve negatif entropi: Entropi bir sisteme giren bilgi ya da enerjidir. Sistemin dengesinde değişmeye yol açar. Negatif entropi ise entropiyi azaltmaya ve dengeyi korumaya yöneliktir. Aile sisteminin yeni durumlara uyumu bu ikisinin bir arada işlemesiyle gerçekleşir.

8. Eş-sonuçlanma: Bir sistemde aynı sonuca birçok yoldan ulaşılabilir. Önemli olan farklı çözüm yolları bulmaya odaklanmaktır.

9. Açık ve kapalı sistemler: Bilgi giriş ve çıkışı kolay olan sistemler açık sistemlerdir. Bilgi girişi sistemi değişime yönlendirir. Mutlak kapalı sistem yoktur. Bir sistemin çok açık ya da çok kapalı olması zararlı olabilir. Her sistemin ideal değişim hızı farklıdır. Kapalı sistemlerde iletişim neredeyse hiç yoktur. Aile bireyleri birbirlerinin hayatlarından habersizdir. Aşırı açık olan ailelerde ise, sürekli telefon trafiği, sürekli bilgi alma ve verme hali gözükebilir.

10. İlişki: Aile bireyleri arasındaki etkileşimi anlatır.

  • Sembiyotik ilişki: Bir bireyin davranışının devamı bir başka bireyin davranışına bağlıdır. Özellikle bu ilişki anne-çocuk arasında daha sıklıkla görülmektedir.
  • Tamamlayıcı ilişki: Zıt davranışlarla süren etkileşimdir. Birisi bağırdığında karşısındakinin susması buna örnek olabilir.Bu dengeyi genelde anneler sağlamaya çalışabilir. Evde huzursuzluk çıkmaması adına baba-çocuk arasında genelde susan kişi olabilir
  • Simetrik ilişki: Benzer davranışlarla süren etkileşimdir. Buna örnek olarak birisi bağırdığında karşısındakinin bağırması ya da vurması gösterilebilir. Ciddi anlamda büyüyen tartışmalar-kavgalardan yakınan ailelerin ilişkisi değerlendirildiğinde genelde bununla ilgili sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.
  • Koşut ilişki: Hem tamamlayıcı hem de simetrik ilişkinin bir arada bulunmasıdır.

Seanslarda, aile içindeki bireye odaklanılmakta, bireydeki gelişimin aileyi de geliştireceği düşünülmektedir. Bu yüzden özellikle çocuk ve ergenlerle çalışırken seanslara tüm aile bireylerinin katılması çok önem taşımaktadır. Burada, aile, tüm üyeleri eşit kabul edilen bir grup olarak ele alınmaktadır. Kendini çocuğunun rahatsızlığından sorumlu gören ve suçluluk hissi yaşayan aileleri, tedavi sürecine sokmak ve kendilerini değişim ve iyileşmenin bir parçası gibi hissettirmek hem terapilere katılımı arttıracak hem de ilerlemeyi hızlandıracaktır. Önemli olan görünürde olan problemi belirlemek, problemin kaynağına ulaşmak ve bunu ortadan kaldırabilmek için ailenin iç güçlerini ortaya çıkartmaktır. Özetle aile terapileri; “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içindir!”

Uzman Klinik Psikolog

Ceyda USKAN